Benim Adım Yok…Bunu ilk fark ettiğimde ne olduğunu tam anlayamamıştım.
Etrafımda insanlar vardı, konuşuyorduk, gülüyorduk… her şey normaldi.
Ama içimde bir şey eksikti.
Sanki o ortamın içindeydim ama tam olarak ait değildim.
Oradaydım… ama gerçekten orada değildim.
Kalabalık Olmak, Yalnız Olmamak Değil
Çoğu zaman yalnızlığı yanlış tanımlıyoruz.
Yalnız olmak, kimsenin olmaması gibi geliyor.
Ama aslında öyle değil.
Bazen insanın etrafı dolu oluyor…
ama yine de yalnız hissediyor.
Çünkü mesele kaç kişi olduğu değil.
Mesele, o insanların sana ne kadar ulaşabildiği.
Ve senin onlara ne kadar ulaşabildiğin.
Anlatmak İstememek Değil, Anlatamamak
Bazen anlatmak istiyorsun aslında.
İçinde olanları, düşündüklerini, seni yoran şeyleri…
Ama bir noktada duruyorsun.
Çünkü anlatınca tam anlaşılmayacak gibi geliyor.
Ya da anlatmanın bir şeyi değiştirmeyeceğini düşünüyorsun.
O yüzden susuyorsun.
Ama susmak…
o şeyleri ortadan kaldırmıyor.
Sadece içerde bırakıyor.
Ve içerde kalan şeyler…
zamanla daha ağır hale geliyor.
Zamanla İçine Dönmek
Bir süre sonra insan alışıyor buna.
İçinde olanla, dışarıda gösterdiği arasında fark olmasına alışıyor.
Dışarıda normal,
içerde karmaşık.
Dışarıda konuşan,
içerde susan.
Ve bu durum zamanla daha da belirginleşiyor.
İnsan kalabalıkta bile
kendi içine çekilmeye başlıyor.
Bu Sadece Sana Ait Değil
Bazen bunun sadece bana ait olduğunu düşündüm.
Ama sonra fark ettim ki değil.
Birçok insan aynı şeyi yaşıyor.
Sadece kimse açık açık söylemiyor.
Herkes bir şekilde idare ediyor.
Herkes bir şekilde devam ediyor.
Ama içten içe…
bir eksiklik hissi taşıyor.
Sonuç: Herkesin İçinde Anlatmadığı Bir Şey Var
Belki de mesele çözmek değil.
Belki de mesele fark etmek.
İnsan bazen sadece şunu kabul etmeli:
Her şey yolunda değil.
Ve bu normal.
Çünkü herkesin içinde anlatmadığı bir şey var.
Ve belki de en önemli şey…
kendine karşı dürüst olmak.
